Salı, Ağustos 15, 2006

aşk..

Şaşırttı beni. "Aşk" dedi, "öyle anlatıldığı gibi iki yarımdan bir bütün olma hali değilmiş. Bir bütün iken bile onu istemek hali imiş." Anlattı sonra. "Hep" dedi, "biriyle karşılaşınca,'acaba onunla olur mu' derken, başka şeyler düşünürdüm, 'biri olsun hayatımda' derdim, buydu, bundan ötesi yok gibi gelirdi. Bir eksiği tamamlamak.. Ama tam da birini istemiyorken -şimdi-, 'ya, tamam, iyiyim ben böyle' derken, bak, onu düşünmekten kendimi alamıyorum. Yanımda olsun istiyorum elbette, ama beni bir yerlere götürsün, ya da birlikte eğleniriz diye değil. Öyle. Yanımda olsun istiyorum. Bir bütünüm ben ve belki bir/bu kamburu istiyorum, özlüyorum.."

Böyle düşünmemiştim hiç, ama haklıydı tabii ki. İki yarımdan bir bütünün ancak "ilişki"de çıktığını, "aşk"ın başta insanın hayatını nasıl alt üst ettiğini unutmuşum. Bu aşk meşk meselelerinde eskidik biz artık. :) Bir kez daha anladım.

Meleğim'e..
"Burnun sürtülsün" demiştim, ama bu kadar çabuğunu beklememiştim :); "beter ol" demiştim, ama kötü olmanı dilememiştim.

"Mutlu aşk yoktur" demişti ya şair, onu yalanlamanı istemiştim..

5 Comments:

At 15/8/06 16:56, Blogger La Mariposa Purpura said...

amaç yorum yazmak değil...çünkü aşk yoruma en kapalı duygudur..aslında hiç bir duygu yoruma açık değildir ya neyse...
aşk sadece başlangıcıdır bütün olmanın..sonra sıra sevgidedir...o ayakta tutar bütünü...
arada sırada aşk ufak ufak dokunur ufak heyecanlar yaratır...(lütfen yanlış anlaşılma olmasın bütünün kendi içindedir bu dokunuşlar)...ama bazen insan özler aşkın ilk dokunuşlarını belkide bir daha asla yaşayamayacığını bildiği için....

 
At 16/8/06 18:47, Blogger Kuzu Sarmasi said...

Sen de "mutlu aşk yoktur"a inanıyorsan eğer, ya aşık olmamışsın, ya da mutlu...

 
At 17/8/06 00:19, Blogger rahel said...

Ya kuzusarması, laf mı anlatayım şimdi sana?! :)

 
At 21/8/06 11:16, Blogger gaykedi said...

Aşk ve Felsefe.....(I)

Binlerce yıl boyunca hayatın, evrenin, insanın sırlarını arayan filozoflar küçümsemeyle "aşk" konusuyla hemen hemen hiç ilgilenmediler, insanın en temel duygularından birinin varlığını "önemsiz insanlara ait" bir mesele gibi gördüler.

Sadece mantıktan oluşmuş "duygusuz" bir dünyanın sırlarını çözmenin peşine düştüler.Evrenin bazı sırlarını sezseler de "insan" onlar için bir sır olarak kaldı.Aşk konusunu felsefenin sınırları içine çeken ilk filozof Arthur Schopenhauer oldu.Huysuz ve karamsar bir adam aşkın sırlarını aradı.Felsefeyle ilgilenmeye başladığında kendisinden önceki filozofların aşka hiç önem vermemiş olduklarını şaşırarak fark etti..

Aşk ortaya çıktığında "mantığı" yok ediyor, mantıklı düşünme düzenini parçalıyor, aklın kavrayamayacağı tuhaf bir kaos yaratıyordu.Felsefenin "mantık tutkusu", bu mantıksızlığın kapısından geçemiyor ve bu anlaşılması zor karmaşayı yok saymayı yeğliyordu."Aşk en ciddi işleri sekteye ugratiyor, hatta en büyük zihinleri bile kariştiriyor. Devlet adamlarinin müzakerelerine, bilim adamlarinin araştirmalarina burnunu sokuyor,en sofu din adamlarını baştan cıkartıyor,bir yolunu bulup bakanliga ait evraklarin arasina, filozoflarin müsveddelerine, küçük aşk mektuplari, saç lüleleri olarak ilişiyordu."Ve Schopenhauer, "mantigin" aşk karşisindaki yenilgisine "mantikli" bir neden buldu......

devamı.......Aşk ve Felsefe.....(II) ve (III) icin, http://gaykedi.blogspot.com/ bu ilk bölümüydü (I)

 
At 23/8/06 10:09, Blogger ulkem said...

"aşk bir sudur iç iç kudur" gibi çook arabesk bir yorum getiresem :))))))............
öööğğğğhhhh tamam tamam kabul ediyorum. Ama sabah sabah başka bir espiri gelmedi aklıma... yazmasaydım da içimde kalacaktı..... :))))))))))))))))))))))))))))))

 

Yorum Gönder

<< Home