Çarşamba, Şubat 14, 2007

sen benim kim olduğumu biliyor musun???

yok-ki, hala ebe miyim bilmiyorum, yoksa bu kadar geç kalan ebeleri kırpıp kırpıp yıldız mı yaparlar? :) Şöyle bir diğer bloglara baktım da, sobenin konusu da biraz karışmış. Ben sobelendiğim gibi anlatıyorum. Kendimle ilgili pek de bilinmeyen beş şey aşağıda. İlgilenmeyenler okumasın. :)

1. Sağ ayağımın üç parmağı yok.
Doğuştan. Tamam, biraz garip bir giriş oldu bu ama epey bilinmeyen bir şey, değil mi? :) Ortadaki üç parmağımın yalnızca ilk boğumları var, bu yüzden aslında parmaklarım yok sayılmaz, yalnızca azlar. :)

Aslında küçüklükten itibaren eğitimime çok faydası oldu bu sorunun. Çocukların ne kadar acımasız olabileceğini erken yaşta öğrendim böylece. Hayır hayır, sadece yüzlerinde garip ifadelerle "ayaaaağna noooolduğğ" diye soran çocukların değil, onları cevaplayan "çocuk ben"in de ne kadar acımasız olduğunu. :) "Ayağımdan tren/kamyon/otobüs geçti, oof, çok kötüydü, bir görsen. Her yerden kan fışkırıyordu oooğlum!" ya da "Geçen sene top oynuyordum böyle senin gibi, sonra çok hızlı vurmuşum, parmaklarım içeri kaçtı!" dediğimde yüzümün aldığı şeytani görüntüyü, ne kadar eğlendiğimi hatırlıyorum.

Bu konuda beni bir tek, çocuk denecek yaşta beni kucağına alan annemin hikayesi üzer. Doktora ilk önce "yavrumun eli ayağı tam mı" diye soran ve yalnızca beni o doğurduğu için bundan zaman zaman kendini sorumlu tutan o küçük annenin. Kızını yetiştirirken kendi yaptıklarıyla yetinmeyip -daha o zamanlarda- profesyonel yardım almayı düşünen o akıllı annenin. Hiç bir zaman olamayacağım kadar iyi bir anne olan annemin hikayesi. Sanırım o da benimle beraber büyüdü, şükretmeyi öğrendi, daha büyük, daha ciddi bir sorunum olmadığı için.

2. Dünyanın en çok bilmiş ikinci çocuğuydum.
İkinci diyorum, çünkü her zaman bilmediğimiz bir yerlerde daha kıl bir çocuk olabilir. :)
ben daha koyu sarı ve daha düz saçlıydım ve daha bilmişOkumayı çok erken yaşta öğrendim. Koltuğumun altına kitaplarımı sıkıştırıp alt komşumuzun kapısına dayanır, "iyi akşamlar Aydın Amca, Sevim Teyze, size kitap okuyabilir miyim?" der, Aydın Amca'nın dizine oturup kitabımı okur, sonra teşekkür edip eve dönerdim. Bunu yaptığımda 5 yaşındaydım. İki kanallı TRT döneminde babam Tom ve Jerry izlemek isterken, ben haberleri izlemek için tutturduğumda 10. Anneme feminizmin, babama liberalizmin ne olduğunu anlattığımda 11-12.

Çocuk dediğin, çocukluğunu bilmeli. Yoksa benim gibi sonradan sapıtma ihtimali yüksektir. :) Benim çocukluğuma benzer bir velet görsem, hiç acımam, evire çevire döverim valla. (Evet, şiddet karşıtıyım, ama çok bilmiş çocuk başka türlü adam olmaz, konuşarak yola gelmez!) Sonra da hayat boyu hayır duası alırım. :))

3. Kedi gibi uyuyorum.
Ellerim bileklerimden kıvrık, çenemin altında boynuma yaslanmış, aynen şöyle. Sabahları ağrıyla kalkıyorum bazen. Tamamen bilinçsiz ve konforsuz bir hareket.
osman artık ünlü bir kedi! :)
4. Hayatta kendimi en çok özdeşleştirdiğim şey bir pokemon: Jigglypuff!

Jigglypuff serbest halde -doğada- gezinen, yani Pikachu gibi pokeballdan neyin fırlamayan, kimseye ait olmayan, pembe, topik bir pokemondur. Kendisi şarkı söylemeyi çok sever, sesinin güzel olduğuna inanır. Bu yüzden her fırsatta şarkı söyler. İnsanlar aslında Jigglypuff'ın sesini severler, ancak uzun süre dinleyemezler. Çünkü Jigglypuff'ın sesinin hipnotize etme özelliği vardır. (Her pokemonun düşmanını yenmek için farklı özellikleri vardır, onunki de budur çünkü.) Bu yüzden insanlar kendilerinden geçerler. Ancak Jigglypuff bu özelliğinden kendisi haberdar olmadığından ve biraz da asabi olduğundan, zaman zaman mikrofon olarak da kullandığı keçeli kalemle uyuyan insanların yüzünü bir sinirle boyar. :)

Baksanıza, basbayağı benim bu yahu! Telif mi istesem şimdi gidip.. :)

5. Bazen gözlem yapmaktan yorgun düşüyorum.

Beynim hiç durmadan kaydediyor. Algılarım artık o kadar açık ki, ben bile şaşırıyorum. "Artık" diyorum çünkü üniversitede sırf gözlem yapmayı öğrenmek için malzemenin (insanın ve hikayenin) bol olduğu tren istasyonuna ya da otobüs terminaline giderdim. Fotoğraf çekmek, yazı yazmak, yemek yapmak.. Yaratmaya dair becerebildiğim ne varsa bu gözlemi dışa vurmak için aslında.

Bir de bonus: Kuzusarması "sayesinde" tükürdüğünü yalama ustası oldum!

"Ay hayatta bir hukukçuyla çıkmam. Çıksam da evlenmem. Ben zaten evlenmeyeceğim, işim olmaz. Doğumgünleri, yıldönümleri benim için çok önemli. Biriyle ayrılırsam ayrılmışımdır, asla geri dönüşü olmaz. Hele ayrılıp başka biriyle birlikte olmuşsam ya da o başka biriyle birlikte olmuşsa mümmmkün değil, o ne midesizliktir." Yaaa, görürsün işte böyle gününü! Dalga bile geçersin kendinle! :)

Bu oyunda bir çıkmaz sokak olasım vardı ama itiraf: merakıma yenik düştüm. Bu soru üzerine kafa yoracağını düşündüğüm pırpırcan'ı (kızıyor musun sana böyle diyorum diye???), yolculuktan döner dönmez yazması için hmf'yi ve bilginin gerçekten paylaştıkça büyüdüğünü doğrulayan pratik anne'yi sobeledim. Cevaplayıp cevaplamamakta özgürler.

15 Comments:

At 15/2/07 13:31, Blogger La Mariposa Purpura said...

hıımmmm...şimdi benimde merak ettiğim şu ki;
seni merakta bırakan benim hakkımda bilmediğin 5 ŞEY mi?
Yoksa o kadar kafa yorduktan sonra pıpırcandan ne çıkacağı mı?

ufff bütün aile sırları ortaya saçılacak..zannederim ki bundan ablam hiç mutlu olmayacak...
not: sana kızmak mı? öperim kocamanından...

 
At 15/2/07 14:25, Blogger Defne said...

Şu gözlem yapma huyu benim de ayrılmaz bir parçam ve evet ben de bazen yorgun düşüyorum.

Hehe hukukçu olup, hukukçuyla birlikte olan sadece sen değilsin :))))

Her ne kadar bileklerimi bükmesem de aynı pozisyonda uyuyorum ve arada bir başka pozisyonda uyanırsam mutlu oluyorum. Yani benim de yatarken pek konforum yok.

Son olarak bayılıyorum bu doğal ve tatlı anlatımına :).

 
At 16/2/07 00:16, Blogger Pratik Anne said...

Bir onceki yazidaki resim neredeymis ogrenmek icin meraktan geri geldim ki baktim once senin kim oldugunu sonra da sobelendigimi ogrenmisim. Insallah kafamdakileri kirpip kisaltabilirsem, yazacagim ben de "iste hayatiniz" bab'inda bir yazi.
Bir de madem bu kadar gozlem yapiyorsun, daha sik yaz guzel yazilarini.

 
At 16/2/07 02:42, Blogger Acalya said...

Okurken gulmekten gobegim acidi yahu. O ne cocukluk oyle. Aha bir kil cocukluk da burda! Ben kendimi anlattiktan sonra bloglari gezerken senin kendini anlatisina rastladim, oha dedim bu kadar mi benzerlikler olur yahu cocuklukta! Yoksa biz ayni nahallenin cocugu muyduk? Gerci ben oyle kimseciklerin kapisina dayanmadim kitap okucam teyze size diye ama, daha 4 yasindayken annemler Carsaf dergisine gulerlerken burnumdan solurdum ben okuyamiyorum diye azmetim karikaturlerden okumayi soktum ve 4 yasimi bitirdigimde artik ben de onlarla karikaturleri okuyup guler olmustum. Cocuklara ettigin eziyetlere yarildim gulmekten. Hele uyurkenki pozisyonunu da koca bi beyaz kediden gorunce ictigim sutu puskurttum, bilgisayar gidecek diye odum koptu sonra :)) Sen cok yasa emi Ebru, yahu seninle biz niye daha uzun zaman birlikte olamadik ki Ankara da? Ne guzel olurdu boyle eglenceli biriyle dost olmak. Birbirimizi eglendirirdik.

 
At 16/2/07 12:04, Blogger rahel said...

Pırpır-ım-,
Bu bir iç yolculuk aslında, sen de çık istedim. Bazen insan durup kendisi hakkında düşünmüyor başka şeylerin peşinde koşarken, ondan ibaret yani. Ablanı da kızdıracaksa, bir taşla iki kuşşş! Heeheheee.. :)

Defne,
Sen de yazıyorsun değil mi kendini bildin bileli? Üretmek istiyorsun.. Gözlemcinin kaçınılmaz sonu! Peki sen de benim kadar itici bulur muydun hukukçuları?! :D Sahi, hep soracağım ama yeri gelmiyor, kaç mezunusun? ;)
İçimden geldiği gibi yazıyorum, sevindim beğenmene. Ben de hiç özlemediğimi sandığım Ankara'yı senden dinlemeyi seviyorum.

Pratik Anne,
Yazacaklarını merakla bekliyorum.

Aça,
Ben de şimdi sana yorum yazacaktım, hatta yazayım. Böyle -sanal- bile olsa birarada olmak güzel şey. Öperim seni büyümüş göbeciğinden.

 
At 16/2/07 18:13, Blogger Defne said...

Ebrucugum,
'93'te girdim Ankara Hukuk Fakultesi'ne. Belli mi olur, belki Acalya, sen ve ben biraraya geliriz birgun Ankara'da. Ne keyifli olur :)

 
At 16/2/07 19:19, Blogger Acalya said...

Defne valla ne guzel olur. Belki Ankara'da seninle ayni cafelere, ayni ortamlara takildik da yanyana gecerken omzumuz bile birbirine carpmis, bir magazada ayni seye el atmis, gulup 'pardon' demisligimiz bile vardir. Ben de '94 girisliyim uni'ye :)

 
At 19/2/07 01:38, Blogger ikinehir said...

jigglypuff'a(böyle mi yazılıyodu) tekrar bayıldım bayıldım. unutmuştum, hatırladım.
hem senin anlatışına, hem kendisine bayıldım!
bir pokemonu bu kadar güzen anlatabilen "büyük" bir insan olduğunu bilmiyordum..süper! :)

 
At 19/2/07 14:26, Blogger rahel said...

Defne,
Ben ve Kuzusarması 95 girişliyiz. Ben her sütunun altında bir kere oturdum ama! :) 93 girişli isen ve tahmin ettiğim gibi okulu zamanında bitirmiş disiplinli bir öğrenci isen, sen arka binadayken biz önde, sen ön binadayken biz arkada idik. Belki Kuzusarması'nı tanıyorsundur Elsa'dan. Hakikaten biraraya gelebiliriz bir gün, ne iyi olur. İmkansız diye bir şey yoktur, değil mi Açalya? :)

İkinehir,
Pokemon'un kötü giden her şeyin sorumlusu olarak gösterilmesine ve yayından kaldırılmasına çok kızmıştım, insanın hayal gücünü bu kadar besleyen bir çizgi film daha gelmedi bak onun üstüne! Hala yüksek gerilim hattı üzerinde ne işe yaradığını bilmediğim kırmızı-beyaz topları görünce "pokeball" diye bağırıyorum ben. :) Jigglypuff'ı da çok özlüyorum. "Büyük" olmak hiçbirine engel değil yani. :)

 
At 21/2/07 21:01, Blogger yok ki said...

Bu yorum yazar tarafından silindi.

 
At 21/2/07 21:03, Blogger yok ki said...

ayak parmaklarinla ilgili anlattiklarindan dedemi hatirladim ben de. gencliginde elinde patlayan bir havai fisek yuzunden sag eli yoktu. ama biz oyle hayta oldugunu bilmezdik tabii ki. "annesine kotu davranmis o yuzden boyle olmus, yalan soylemis bi' de" gibi sebepler soyler dururdu. bizler koca adam olunca anneannemden ogrenmistik gercegi.

tukurdugunu yalama konusunda ise benim "aman buyuk konusma, hep basina geliyor" onlemim vardir.

buna ragmen askere degil ama baska ulkeye giden sevgiliyi uzunca bir sure beklemis, olmadi pesinden kosup yanina gitmis, "uzun sureli iliskiler bana gore degil" lafini bir daha sarf etmemis, "ne o oyle sevdigi adama tapan kadinlarin hali" dedigim kadinlardan olmus, kisacasi "yok canim o kadar da olamam" dedigim tum konularda tukurdugumu yalamis biriyim ben de.

 
At 22/2/07 21:14, Blogger HMF said...

:)heyecanli bir oyun bu sanirim..en kisa zamanda bilinmeyen bes ozelligimi aciklayacagim..az sonraa:P

 
At 1/3/07 06:15, Blogger ulkem said...

beni sobelemedin hmmm. sen beni begenmirmisin?.... yoksam benim kim olduğumu biliyorsun da mı sobelemedin... kızım ikincisi bikere koca bir yalan tamam mı... benim kim olduğumu bilseydin çok ama çok kaprisli ve alıngan olduğumu ve de kıskanç olduğumu da bilirdin ve beni ihmal etmezdin... hmm demek ki bu durumda sen beni begenmirsin....

 
At 15/1/10 01:01, Anonymous Adsız said...

I inclination not agree on it. I over warm-hearted post. Particularly the title-deed attracted me to be familiar with the sound story.

 
At 18/1/10 20:53, Anonymous Adsız said...

Amiable dispatch and this enter helped me alot in my college assignement. Say thank you you on your information.

 

Yorum Gönder

<< Home