Pazar, Mart 11, 2007

across the universe..

Mümkün olan her dakika müzik dinlerim ben. İlk kez walkmanim olduğunda hazırlıktaydım. Genç arkadaşlara özel not: O zamanlar (milattan önce :P) hazırlık sınıfı, ortaokuldan sonra değil, ilkokuldan sonra okunurdu. :) Yanlış hatırlamıyorsam Kıbrıs'tan gelen Hanımex marka bir şeydi. "Şey"di diyorum, çünkü babam beni "bu senin walkmanin" diye kandırmış olsa da, aslında walkman filan değil, gayet büyükçe bir kasetçalardı. O kadar ki omzuma asmak kalırdım! :) Zaten bu kulaklıkla müzik dinleme saltanatım uzun sürmedi. O zamanlar henüz birkaç aylık bir velet olan sevgili kardeşime yemek yedirebilmek uğruna, o tuhaf -ama pek çok sevdiğim- nesneyi kardeşime oyuncak etti evin büyükleri. Bana da, kocaman vitrinimizin :) tam ortasında duran o kocaman teyp kaldı. Çok şanslıydım ama, annem ve babam müziğe pek meraklıydı.

Zamanla evdeki müzik sistemi gelişti tabii. Benim de -bana ait- walkmanlerim oldu sonra. Önce sadece kaset çalan bir tane, sonra radyolusu, sonra dijital göstergeli ve hafızalısı. (Kuzusarması'nın bir walkmanine de el koymuşluğum vardır hatta. :)) Sonra cdler ve taşınabilir cdçalarların zamanı geldi. Vardı tabii benim de, söylemeye gerek var mı!? Bendeki bu "techno geek" haller geçmişten gelen bir arıza demek ki.

Çok pratik olmasına rağmen mp3çalara çok geç geçtim. Geçince de o güzel alet mütemmim cüz*üm :) oluverdi birden. Şimdi nereye gitsem, çantam ne kadar küçük olsa farketmiyor. Kulağımda -mümkünse- kocaman kulaklıklar, elimde Kuzusarması'nın armağanı Creative'im, lay lay, loy loy mırıldanıp duruyorum yolda belde. :)
*bütünleyici parça

Kalabalıkta yürürken, mesela akşam İstiklal'de, hayatım bir klip oluveriyor aniden. Nesneler, insanlar, binalar, duvarlar yanımdan akıp gidiyor. Arkada da hayatımın fon şarkısı çalıyor. Bunu düşünmekten kendimi alamıyorum.

Bu aralar, Pleasantville'li bu klibi izlediğimden beri daha da sevdiğim bu şarkı çalıyor arkada. Her şey, herkes yavaş/hızlı geçiyor hayatımdan. Ben gülümsüyorum. :)

4 Comments:

At 13/3/07 01:02, Blogger Acalya said...

Ah o walkman'ler...Tokyo'da Sony'nin giris katinda bir muzesi bile var, oyle ki yeni yetmeler sanki tas devrinden kalintilara bakiyorlar gibi ilgiyle bakiyorlar bu walkman'lere...Senin de 'yahu yavrucum, cok degil, ben senin yasindayken onlarla muzik dinlerdim' diyesin geliyor.
Pleasentville'e bayildim bayildim...kiz da sana mi benziyor azicik ne? (kulaginda kulaklik falan)

 
At 13/3/07 09:06, Blogger HMF said...

klip cok guzeldi ama:)ilk walkman imi babam kibristan getirmisti buyuk olaydi benim icin..sonra bayram harcliklari biriktirip daha digital bir walkman almistim, sonra da discman a gecmistim.yani sirayi itina ile takip ettim:)simdi sirami ipod ile kucuk kardese savdim galiba..

 
At 13/3/07 16:32, Blogger budalaprenses said...

sarkı kadar film de cok etkileyici bence, ayrıca sarkının sahibi beatles'dır kesin biliyorsundur, orginal hali mi bilmiyorum ama bendeki versiyonunda sarkıya kusların kanat cırpısları da eslik ediyor. ayrıca rufus wainwright da cok güzel söylüyor bu sarkıyı :)

 
At 15/3/07 11:37, Blogger rahel said...

Açalya, güzel göbüş,
Valla benim benden 12 yaş küçük kardeşim, daha beş yaşlarındayken, ilk kez dijital olmayan -hani şu numaraları parmaklarımızla çevirdiğimiz, ortasında yuvarlak numeratörü olan- telefonlardan görüp, çevirmek yerine rakamlara basmıştı. :) Sonra da telefon bozuk diye sinirlenmişti. Ben evimizde telefon olmadığı zamanları hatırlıyorum. Şaka gibi!

hmf,
özelde kulaklıkla müzik dinlemenin, genelde teknolojinin insanı yalnızlaştırdığını düşünsem de, çok güzel yahu istediğin an ruh haline göre bir şeyler dinleyebilmek. Neden vazgeçtin ki? :)

budalaprenses,
filmi çok severim. Klibi -nedense- görmemişim. Şarkının Beatles yorumu çok güzeldir zaten, ama hem düzenleme, hem Fiona şarkıyı duru bir suya çevirmiş, çok dinlendiriyor beni. Rufus Wainewright versiyonunu ilk kez dinledim, bilmiyordum, teşekkür ederim. :)

 

Yorum Gönder

<< Home