Çarşamba, Haziran 13, 2007

leylekler ve bir aile dramı :P

gökyüzüYoktum ben yine burada. Gittim, geldim, gittim, geldim. Hem daha bitmedi, gideceğim, geleceğim. Bu sefer yoruldum. Hem en uzak yolculuğumda sıkıldım da.

Ben Lüksemburg'a gittim.

Böyle söyleyince ilkokulda Türkçe dersinde yeni kelimelerle ödev olarak kurduğumuz cümlelere benzedi, değil mi? :)
kelime: araba - cümle: benim arabam var.
kelime: çiçek - cümle: annem bana çiçek aldı.
kelime: kızamık - cümle: ben kızamık gördüm.

Aklıma geldi şimdi. Bizim bir aklı evvel arkadaşımız vardı, süper bir cümle yapısı bulmuştu. Kelime "ilaç" mı mesela, "Ben ilaç nedir bilmiyorum" yazıp, kelimeyi cümle içinde kullandığını iddia ediyordu. :) Deli ederdi öğretmenimizi. Hala o kadar pratik zekalı mıdır acaba..
biletAynı öyle işte, "benim Lüksemburg'um var, annem bana Lüksemburg aldı" ya da "Ben Lüksemburg'a gittim."

Ay gitmez olaydım! Yaniii, gitseydim de o kadar kalmasaydım. Şimdi bu kadar şikayet edecek idiysen ne halt yemeye gittin diyeceksiniz, eğitime gittim, "iş" anlayacağınız. Yoksa Lüksemburg insanın "yav bir gidip gezip geleyim" diyeceği bir yer değil. Valla. En azından benim yeni bir yer görme kriterime uygun değil pek. Yüzmeyeceksem, dalmayacaksam, atlayamayacaksam, yürümek, görmek, tanımak isterim. Oysa daha ilk gün (11 gibi oteldeydim) 15:00'te yemek yemiş, küçük turistik bir trenle yapılan manasız bir tura katılmış, en büyük müzeyi görmüş, bütün önemli sokaklarda adım atmıştım. (Trende size abuk bir metin dinletiyorlar, ben de onların bana verdiği kulaklık yerine, çıkarıp kendi kulaklığımı taktım. Benim miki kulaklarımı gören yaşlı Alman teyzeler "biz de bundan istiyoruz" deyip olay çıkardılar. Olay dediysem, Lüksemburg sükunetinde ne kadar çıkarılabilirse tabii! Sonra trenin sürücüsü bana "bacım neettin?" der gibi baktı, çok eğlendim ben de. :P) Bu kadar düzenli hayat yiyip bitiriyor beni. İstanbul'dan sonra her yer biraz sakin geliyor zaten ama burası, burası bir başkaydı. Sıkıcıydı. Hey Avrupalı okuyucular, vatan hasretiniz biraz daha anlaşılır geliyor bana şimdi. :P
kiş&şarapİçlerinde ne olduğunu işaret dili sayesinde anladığım yemekler fena değildi. İşaret dili derken ciddiyim, Lüksemburgca'nın yanı sıra Almanca ve Fransızca konuştukları için, İngilizce bilmiyorlar. Ama hiç bilmiyorlar. İngilizce menü bulmak imkansız gibi bir şey. :)
tatlı&kahveTatlılar bir harikaydı. Zaten yapacak hiçbir şey olmayınca ya yemek yiyor, ya alışveriş yapıyorsunuz. Artık hangi alternatif size daha çekici geliyorsa. ;)

Aaa, az kalsın unutacaktım, hmf, bak ne gördüm orada. Oralarda bile hep beraberdik, aklımın bir köşesindeydiniz, yalnız bırakmadınız beni. ;)
En çok hoşuma giden şeyse, her gün sabah kurulup öğlen kaldırılan pazar ve onun çiçekçilere ayrılmış kocaman bölümüydü. Genç, yaşlı, kadın, erkek herkesin ellerinde kocaman buketlerle yürüdüklerini düşünün. :) Bir gün bizde de olacak mı böyle bir kültür merak ediyorum. Bu gelirin artmasından başka bir şey, anlayış değişikliği gerektiriyor çünkü. Çiçeğin ekmek gibi, yoğurt gibi, deterjan gibi evin bir ihtiyacı olduğunu kabul etme sürecinden geçiyor. Ya da evdekilerin yüzünün gülmesinin her şeyden daha önemli olduğu kabul etmekten. Ya da kendini şımartmanın ayıp olmadığını kabul etmekten. Kesinlikle bizde olmayan bir şeyden geçiyor, onu biliyorum.
parmaklı heykel
Neyse, Lüksemburg'dan Pazar sabahı döndüm, ertesi gün başka bir toplantı için yine yoldaydım, bugün döndüm. Cuma günü tekrar gidiyorum -bu sefer Ankara'ya-, bizim ufaklık üniversite sınavına girerken yanında olmak için. Kuzusarması beni geçen hafta terkedip Amerika'ya gitti zaten. -Baharda kuş cennetine gidersen, bir de "aaa leyleklere bak, ne güzel uçuyorlar" dersen, böyle olursun. Benim aptal kafam!- Böyle bölük pörçük, parça pinçik bir aile olduk bu aralar. Pazar gecesi kavuşmayı planlıyoruz. Bilgilerinize arz ediyoruz.

16 Comments:

At 14/6/07 01:10, Blogger Daphne said...

sonunda beni anlayan biri :P

 
At 14/6/07 08:03, Blogger HMF said...

hosgeldinn:)ne guzel anlatmissin, gitmis kadar oldum luksemburga..ayy cok sevindim gercekten gelmene..benim icin cektigin kayropraktik levhasi fotografina da tesekkur ederim..heyyoooo!!! Rahel geldiii:)

 
At 14/6/07 14:05, Blogger Cansu said...

Her ne kadar geziler sıkıcı olsada,genede oralarda bulunmak,orayı görmek güzel birşey:)

 
At 14/6/07 16:20, Blogger rahel said...

daphne,
İngiltere bu klasmanda sayılmaz, Londra hiç sayılmaz! :) Yine de itiraf edeyim, etrafımda herkes hiç bilmediğim Fransızca ve çok az bildiğim Almanca konuşmaya başlayınca afallayıp "neredeyim ben, ne yapıyorum" dedim bir ara. Zor bir şey memleketten uzak olmak, kabul ediyorum. Ve hatta -artırıyorum :P- merak ediyorum. Yok ki'ye de sormuştum daha önce, iki satır -sadece özlemeyi değil de- uzakta olmanın neleri değiştirdiğini -iyi, kötü- yazsanız da biz de okusak. Olmaz mı? ;)

hmf,
Canımın içi, başka bir yer için bu sözü kabul edemezdim, ama bu sefer hakikaten gitmiş kadar olmuş olabilirsin. :) Hehehe. Moraller düzelmiş -biraz-, yüzler gülmüş -acık-, ona da şükür. Hoşbuldum şu durumda. :)

cansu,
Hoşgeldin. Elbette öyle, çok haklısın. Bir önceki yazımda da aynı şeyi söylemiştim zaten, "bana gitmek olsun yeter" diye. :) Şımarıkça bir yaklaşım benimki tabii; gitmiş olmaktan değil, dört gün kalmış olmaktan bir memnuniyetsizlik bu. Yine de hiç gitmemiş olmaktan iyidir yüzde yüz. :)

 
At 14/6/07 16:39, Blogger aqua said...

merak ettim bak sımdı oraları

 
At 14/6/07 17:08, Blogger timeconsuming said...

rahel geldi, hoş geldi:)gelişini hemen hissettirdi...kırk yıl, nereye gitsem diye düşünsem, Luksemburg gidecegim bir yer olmaz sanırım:)
bu arada kulaklıkların fotosunu da gorseydik ne iyi oulurdu!!!

 
At 14/6/07 17:18, Blogger rahel said...

Aqua,
Yok merak edecek bir şey. Valla. Bu kadar işte. Daha fazlasını merak ediyorsan şuraya bakabilirsin. O kadar işte. :)

Crick (mi timeconsuming mi?),
Sağa sola sataştım, durmadım di mi hiç! Kuzusarması gelince otururum uslu uslu, azıcık sabredin. :) Yazıda kulaklıklara link var yahu, aşk olsun. Dönme şimdi yazıya tekrar, uğraşma, kıyamam. Bak buraya, bir de buraya koydum yine. :)

 
At 14/6/07 18:05, Blogger timeconsuming said...

ben özden,crick lakap, timeconsumingenes blog, ne istersen o yani:)yaa dalgınlıgıma ver lutfen, cok sagol yormadıgın için:)kulaklıklar süpermişşşş

 
At 14/6/07 18:22, Blogger yok ki said...

oncelikle hosgeldin rahel
yazini okudum, cok sevdim. ayrica fotograflar(in) da cok guzel.

sessiz sakin yerlerin sikiciligina bir zaman sonra alisiyor insan. istanbul'dan geldikten sonra buralarda barinamiyordum. simdi istanbul cok kalabalik, gurultulu, ustume ustume gelen bir sehir benim icin.

kac zamandir aklimda olan 'gurbetci ruhu' uzerine yaziyi soz ilk firsatta yazacagim. bu kadar erteledigim icin kusura bakma (daha sobe yazisi da var).

 
At 14/6/07 23:03, Blogger rahel said...

Yok ki,
Dikkatli kelimelerin ve sen de hoş geldiniz. :) Öyle sözcükler seçiyorsun ki, çok özenli, çok düzenli, çok hassas olduğunu düşünüyorum. :) Patavatsızlığıyla meşhur bir kuzu olarak, fiziksel olarak tanışmadığım ama çok şey paylaştığım "sanal arkadaşlar"ımla yazışırken zaten elim ayağım birbirine dolanıyor. :) Ne de olsa tanımıyoruz birbirimizi, sadece iz sürebiliyoruz. (Yok ki sana söylüyorum, herkes sen anla. :P)

Küçük kentlerde askerlik yapıp dönen arkadaşlar, önce Taksim'e gitmek ister. İlkinde çok eğlenir, sonra kalabalığın üstlerine geldiğini söyler, sonra yine alışırlar. Şahsi bir tercih elbette, ben hayatı boyunca kent dışında yaşamış bir insan olarak, artık şehrin kalbinden başka bir yerde yaşamak istemiyorum. :) Bence sen de er ya da geç alışırsın kalabalığa, insan her şeye uyum sağlıyor ne de olsa.

Yazılara gelince, daha önce de söylemiştim, isteyen istediği zaman yazar canım, ne kusura bakması. :) Beni herkeslerden iyi tanıyan bir arkadaşım bana "koca kulaklı ebru" der, her şeyi duymak, bilmek istediğim için. :) Biz -hepimiz- daha buralardayız nasıl olsa.. ;)

 
At 15/6/07 00:38, Anonymous yok ki said...

ozenli kelimelerim sadece yazida olsa gerek cunku ben de patavatsizligimla meshurum gittigim her yerde :)
aman elin ayagina dolasmasin ya da benim tanidigim ebru hep boyle eli ayagina dolasarak yaziyorsa devam etsin derim. kim bilir benim su 'dikkatli' oldugunu soyledigin kelimelerim de ne yazacagim konusundaki kararsizligimdandir.

benim de istanbul'a donmekle ilgili istegim sonmus degil zaten. bir gun doner ve alisirim elbet. belki icinde yasamam ama istanbul olmadan da yasayamam gibi geliyor bana.

bu arada yazdim bir yazi, bakalim kulaklarini tatmin edecek mi :)

 
At 15/6/07 08:31, Blogger La Mariposa Purpura said...

hoşgeldin,
çok paldır küldür yaptın bu sefer. Ankara'ya gidiyorum dediğinde önce endişelendim aklıma başka başka şeyler geldi..neysee gezdin gördün birazda Ankara da hasret gider.
sonra gel orayı anlat..
Zeynep'in pasta yiyişine bittim, halıyı, perdeyi düşünemiyorum.
Luksemburg'un meyve ve çiçek pazarına bayıldım, ama kulaklıklarına daha bir bayıldım.

 
At 16/6/07 01:12, Blogger rahel said...

pırpırım,
Endişelenme sen. Yeterince düşündüğün konu var zaten, bir de bana gerek yok. Yakın değil mi babacığının durumu ile ilgili haberler? Tırtılcan da gitmiş uzaklara zaten. İş güç olmasa seni de tutamayız herhalde. :)

Zeynep Hanım'ın daha ne fotoları var inanamazsın! Doğumgününde çılgınlar gibi eğlendi valla. :) Kulaklıklarım pek randımanlı değiller, ses kalitesinden epey ödün verdim ama taşıması kolay. benim katlanmayan Sony de ofise kaldı böylece. Bir kaç kulaklığım daha var, yine de gözüm Sennheiserler de. :)

Özledim seni.

 
At 28/6/07 13:38, Anonymous mehmet onur oz said...

slm
anlatımın oldukca guzel ama luxembourg anlattıgın kadar da kotu bır yer degıl :) ama anlatımın oldukcA hos olmuss
saglıcakla:)

 
At 3/7/07 17:23, Blogger Mr_Turkish_Delight said...

bu pasta tatli olaylarini sevdim, lxbrg u da listeye alsak mi acaba :)

neyse ufak bi not alayim kendime,
lxbrg alinacak :D

 
At 4/7/07 10:29, Blogger rahel said...

Mr.TD,
Hoşgeldin. :) Bütün obur-cuk-lar buralarda buluştuk herhalde. :) Valla sizin oralara yakın nasıl olsa, millet ucuz diye sigara-benzin almaya filan geliyormuş zaten. :) Yine çok zaman ayırmamak gerek derim ben. Ya da yalnız gitmemek. ;)

 

Yorum Gönder

<< Home